Trombon Tarihi - III

 

Ana Sayfa
Trombon Tarihi - I
Trombon Tarihi - II
Trombon Tarihi - III

 

 

TROMBONUN SOLO ENSTRÜMAN OLARAK KULLANIMI

 

Trombon için yazılmış ilk solo eser

 

Trombonun ortaya çıkışı diğer birçok enstrümana göre daha eskilere dayansa da (XV. yüzyıl), solo repertuvarının gelişmesi çok yavaş olmuştur. Bu günkü anlamıyla enstrümantal müziğin vokal müziğe karşı ağırlık kazanması XVII. yüzyılda başladığından, tarihçesinin ilk iki yüzyılında trombon için solo eser üretilmemiştir. Bunun yanı sıra XVII. yüzyılın ortalarında trombona dini bir anlam yükleyen Almanya dışındaki diğer Avrupa ülkelerinde bu çalgıya gösterilen rağbet azalmıştır. Bu yüzden en eski trombon sonatının, ismi bilinmeyen bir Moravyalı rahip tarafından Brno’da St. Thomas kilisesinde yazılmış olması şaşırtıcı değildir. St. Thomas Sonatı olarak bilinen bu eser 1660 ve 1670 yılları arasında alto trombon ve basso continuo için yazılmıştır. Trombon için zor bir eser olmamasına rağmen o yüzyıldan günümüze ulaşan tek eserdir. Aslında trombon için yazılmış olan Giulio Martino Cesare’ın “La Hieronyma” adlı eseri 1621 yılında basılmıştır. Hatta 1620’de Francesco Rognone trombon için yazdığı, Lasso’nun şarkısı “Suzanne un jour” un bölümlerini bir doğaçlama tezinde kullanmıştır. Fakat bu eserlere günümüzde ulaşılamamaktadır. Bu üç eser XVII. yüzyılda solo trombon için yazılmış yegane eserler olmayabilir, fakat tekrar keşfedilmeyi bekleyen birçok eser olması ufak bir ihtimaldir.

 

XVIII. Yüzyıl Trombon Konçertoları

 

 XVII. yüzyılda olduğu gibi XVIII. yüzyılın büyük bir bölümünde de, trombona dini müziğin dışında sınırlı bir yer verilmiştir. Almanya bu yüzyılda da trombona verdiği önemi bu yüzyılın ilerleyen yıllarında diğer ülkelere yayılana dek korumuştur. Bu dönemde trombon sadece dini müziklerde kullanıldığından, din dışı müzik alanında pek varlık gösterememiştir. Bu yüzden XVIII. yüzyıldan günümüze gelen çok az sayıda orijinal solo trombon eseri vardır.

 Bunlardan biri Georg Christoph Wagenseil’in 1751 ve 1763 yılları arasında yazmış olduğu trombon konçertosudur. Fux’un öğrencisi olan Wagenseil 1739’dan 1777’de ölene dek Viyana’da saray besteciliği yapmıştır. İki bölümden oluşan trombon konçertosu alto trombon için yazılmıştır. Her iki bölümde trillerin yaygın kullanımı ve ikinci bölümdeki hızlı cümleler o dönemdeki Viyanalı trombon icracılarının teknik seviyelerinin, bugünün standartları için bile oldukça gelişmiş olduğunu göstermektedir.

 Bu dönemin diğer bilinen solo trombon eseri ise 1769’da Johann Georg Albrechtsberger tarafından yazılmış olan si bemol major trombon konçertosudur. Johann Georg Albrechtsberger, XVIII. yüzyılın en önemli bestecilerinden sayılmasa da Beethoven’ın öğretmeni olarak önem kazanmaktadır. Albrechtsberger’in konçertosu Wagenseil’ın konçertosundan farklı olarak, hızlı-yavaş-hızlı şeklinde üç bölümden oluşan klasik konçerto formundadır. Ancak eser kulis tekniği ve kullanılan ses aralığı açısından Wagenseil’ ın konçertosuna benzemektedir.

 Wagenseil ve Albrechtberger’in konçertolarının yanında, Michael Haydn’ın korno ve trombon için ikili konçertosu ve diğer birkaç eseri ve Leopold Mozart’ın bir Serenade’ından uyarlanmış konçertosu günümüz trombon repertuvarında mevcuttur. Ayrıca en az üç kayıp konçertonun da arşivsel referansları bulunmaktadır. Bütün bu eserler Viyanalı Hapsburg krallığı süresince üretilmiştir.

 

 

XIX. Yüzyılda Trombon Kullanımının Yaygınlaşması

 

XVII. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da dindışı müzikte neredeyse hiç kullanılmayan trombon, zamanla üzerindeki bu kısıtlamanın azalmasıyla, özellikle Almanya’da solo trombon eserlerinin sayısında artış görülmüştür. XIX. yüzyılda trombonun dini müzikle sınırlanması neredeyse tamamen kalkarak operalarda ve senfonik eserlerde sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Romantik dönem bestecileri trombonu geniş çapta duyguları ifade edebilen bir enstrüman olarak görmüşlerdir. Berlioz, trombonun “sakin ve içsel dinsel ifadeden, grup partilerin vahşi haykırışlarına kadar” her şeyi resmedebileceğini söylemiştir. Potansiyelindeki güç ile birlikte, trombonun bazen ana özelliği yüksek sesle çalmakmış gibi kullanılması şaşırtıcı değildir. XIX. yüzyılın sonlarına doğru alto trombon tamamen gözden düşmüş, solo enstrüman olarak tenor trombon alto trombonun yerini almıştır. Bunda, valfin bulunuşundan sonra fa tüpünün eklenmesinin rolü büyüktür.

 Leipzig’de sıklıkla düzenlenen solo trombon konserleri XIX. yüzyıl Almanya’sında trombonun oldukça popüler bir enstrüman olduğunu göstermektedir. Bu nedenle Leipzig dönemin solo trombon merkezi olarak kabul edilmektedir. Leipzig Gewandhaus orkestrasında çalan trombon solistleri, dönemin büyük virtüözlerinden Sigismond Thlaberg, Nicolo Paganini, Ignaz Moscheles Johann Hummel’in yanısıra 1835’te Gewandhaus Orkestra’sının yönetmeni olan Felix Mendelssohn, Clara Wieck (Shumann), Gewandhaus Orkestra’sının başkemancısı olan Ferdinand David ve Franz Liszt ile çalma imkanları bulmuşlardır. Böylece trombon sadece konçerto programlarında yer almakla kalmayıp o dönemin en seçkin telli ve tuşlu enstrüman solistleri ile birlikte çalınmaya başlanmıştır. Ancak, Mendelssohn’un 1847’de ölümünden sonra Leipzig’deki trombon performansları düşüşe geçmiştir.

           Fransa’da ise Paris Konservatuvarı, solo trombon eserlerinin yazıldığı bir merkez haline gelmiştir. 1793’ten itibaren Paris Konservatuvarının (Les Concours des Prix) ödüllü yarışmaları çerçevesinde çeşitli enstrümanlar için solo eserler yazılmıştır. Bu yarışma için ilk trombon eseri ise 1842’de yazılmıştır. Paris Konservatuvarının trombon bölümünün solo eserler yazılmasını gerektirecek kadar gelişmesi ve büyümesi uzun zaman almıştır. Ancak 1842’den sonra trombon için de her yıl yarışma düzenlenmiştir. Ne yazık ki, bu eserlerin 1900 yılından önce yazılmış olanlarına ulaşılamamıştır. Bu yarışmalardan günümüze kalanlardan en bilinenleri Alexandre Guilmant’ın Morceau Symphonique, Camille Saint-Saëns’ın Cavatine  adlı eserleri ve Henri Tomasi’ nin   Trombon Konçertosudur.

 XIX. yüzyıl sonlarında ve XX. yüzyıl başlarında trombon solistleriyle birlikte tüm ülke çapında turnelere çıkan konser orkestralarının Amerika’da popülerlik kazanması, trombonun solo enstrüman olarak yer edinmesini sağlamıştır. Ayrıca XX. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa ve Amerika’ da çok sayıda bestecinin farklı stillerde trombon eserleri bestelemesi de solo trombon eserlerinin popülerlik kazanmasını sağlamıştır. Böylece, trombon diğer enstrümanlar kadar zengin bir repertuvara sahip olamasa da solo enstrümanlar arasındaki yerini almıştır.

   

Trombon Repertuvarının Gelişiminde Rol Oynayan Besteciler ve Eserleri

 

 XIX. yüzyıl Alman bestecilerin trombon için yazdıkları çok sayıda solo eser dönemin trombon solistleri için bulunmaz bir nimet olmuştur. Robert Reifsnyder “Romantic Trombon ve Alman Solo Geleneğindeki Yeri” isimli makalesinde 1829-1913 yıllarında Almanya’da yayınlanan seksenaltı özgün solo trombon eserini listelemektedir. Ancak bu seksen altı eserden sadece yedisine ticari olarak ulaşılmaktadır ve sadece Ferdinand David’in trombon konçertosu sık sık yorumlanmaktadır. Ferdinand David’in Queisser için yazmış olduğu bu konçerto, XIX. yüzyılın en başarılı konçertosudur. Diğer çoğu eserin sadece bir kaç tanesi günümüzde hala çalınmaktadır. Dolayısıyla Romantik dönemde varolan geniş trombon solo repertuvarı trombon icracıları ya da yayıncılar tarafından gereken ilgiyi görememiştir. 

XX. yüzyılın ikinci yarısı ve XXI. yüzyılın ilk yıllarında solo trombon bestelerinde büyük bir artış görülmektedir. Çağdaş solo trombon bestecilerinin trombon literatürüne önemli bir boyut kattığını söylemek yeterli değildir. Sayısız konçerto, sonat, süit ve resital parçaları trombon solo literatürüne ölçülemez derecede katkıda bulunmaktadır. Trombon dünyasında daha önce hiç bu kadar büyük bir stil, form ve ruh genişlemesi yaşanmamıştır. Bazen solo enstrüman olarak bazen de orkestralarda diğer enstrümanlara eşlik olarak kullanılmaktadır.

XX. yüzyılın en sık çalınan konçertoları Launy Grĝndahl’ın konçertolarıdır. 1941’de Paul Hindemith trombon sonatını yazmıştır. Bu eser, türünün ilk örneği ve halen büyümekte olan ciddi konser müziği repertuvarının başlangıcı olmuştur. 1947’de Davis Schuman ilk tam uzunluktaki trombon resitalini vermiştir. Günümüzde çoğu trombon resitalleri öğrenciler ve öğretmenler tarafından verilmekte ve geniş bir kitleye ulaşmamaktadır. Belki bu yüzden Hindemith gibi geniş çapta tanınan ve saygı duyulan besteciler, onun izini takip edip solo trombon eseri yazmamışlardır.

Avrupa’da bulunan birçok konservatuvar uzun zamandan beri, öğrencileri ve ısmarlama deneme parçaları için yıllık solo yarışmalar düzenlemektedirler. 1897’den beri kullanılan tüm Paris konservatuvarı yarışma parçaları, Robert Riefsnyder’ın araştırmaları kapsamında halen baskıda tutulmaktadır. Bu eserlerin arasında Alexandre Guilmant’ın ve her üniversite eğitimli trombon icracısının öyle ya da böyle bir zaman çalmış olduğu Camille Saint-Saens’in eserleri bulunmaktadır. Frank Martin’in Ballade’ı ise İsviçre Geneva’daki uluslararası bir yarışma için 1940 yılında yazılmıştır.

Son yetmiş beş yıldır solo trombon literatüründeki genişlemede Malcolm Arnold, Leonard Bernstein, Paul Creston, Darius Milhaud, Luciano Berio gibi bestecilerin yanı sıra Gordon Jacob, Lars-Erik Larsson, Kazimierz Serocki, Henri Tomasi ve Frank Martin gibi daha az tanınan bestecilerin çok büyük etkisi olmuştur.

Ancak XX. yüzyıl trombon solo besteleri sadece tenor trombon ile sınırlı değildir. XIX. yüzyıldan beri solo ve oda müziği bestelerinde tenor trombon hakim olmasına rağmen XX. yüzyılın sonları bas trombon için yazılan solo çalışmalara tanıklık etmiştir. Bas trombon için yazılan besteler sınırlı sayıda olsa da Allen Ostrander, Douglas Yeo, Blair Bollinger, Ben Van Dijk gibi seçkin bas trombon sanatçılarının çabaları ile çoğalmaktadır. Kısacası, XX. yüzyıl solo trombon eserleri için bir Rönesans niteliği taşımaktadır.

Son dönemde Amerikalı besteci Eric Ewazen’in de gerek tenor trombon gerekse bas trombon için çalışmaları göz ardı edilmeyecek kadar çoktur. Bakır nefesli enstrümanlar için bir çok oda müziği eserinin yanında, trombon, trompet, korno ve tuba için rapsodi, balad, sonat ve konçertolar da bulunmaktadır.

Solo çalışmaların yanı sıra oda müziği eserlerinin bestelenmesi de trombon kullanımını artırmış ve dinleyiciyle daha çok yakınlaşmasını sağlamıştır. Trombon repertuvarının tarihi çok eskilere dayanmadığından transkripsiyon eserler çalmak bir gelenek haline gelmiştir. Örnek olarak, ünlü trombon solistlerinden Felippe Cioffi’nin repertuvarını çoğunlukla operatik aryalar oluşturmuştur. Friedrich August Blecke’nin repertuvarının çoğu da yine operatiktir. Arthur Pryor operatik aryalar kadar ilahi ezgiler ve popüler şarkılar da çalmıştır. Kayıtlara bakılırsa 1948’den 1960’a kadar Paris konservatuvarında profesör olan André Lafosse’ da enstrümantal müziği trombona uyarlamaya başlamıştır.

 Kelimenin tam anlamıyla, küçük topluluklar oda müziği ile aynı şey değildir. Misal olarak, erken dönem barok topluluğu müziğinin çoğu kilise müziğinden oluşmaktadır. Beethoven’ın ve Bruckner’in “Equali”si açık hava için cenaze müziği olarak bestelenmiştir. Oda müziği işlevsel değildir. Ufak bir grup icracının zevki için ya da sırf dinlemek için bestelenir. Bu anlayışla, XX. yüzyılın başında Victor Ewald’ın bakır beşlileri, büyük ihtimalle trombon kullanan ilk oda müziği eserleridir.

 Artık iki trompet, bir korno, tenor trombon ve tuba veya bas trombondan oluştuğu standart kabul görülen bakır beşlilerinin yanısıra, oldukça geniş kapsamda bakır trioları (trompet, korno, trombon) da mevcuttur. Bu topluluk için en dikkate değer eser, Francis Poulenc’in “Sonata”sıdır. Ayrıca oldukça fazla sayıda trombon kuartetleri bulunmaktadır. Kazimierz Serocki’nin “Suite”i gibi standart bakır topluluklarının dışında da Vincent Persichetti’nin viola, cello ve trombon için yazdığı 6 no’lu Serenade’ı değişik çalgı kombinasyonlu oda müziğine bir örnektir.

 

Trombonun Solo Enstrüman Olarak Kullanımına Öncülük Eden Solistler

 

Solo enstrüman olarak trombonun yaygınlaşması uzun zaman aldığından trombon çalan müzisyenlerin de bu alana yönelmesi kolay olmamıştır. Ancak XVIII. yüzyıla gelindiğinde yavaş yavaş bazı isimler ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu dönemin bilinen başlıca saray trombon icracıları Leopold Christian, Jr. Anderas Boog, Ignaz Steinbrucker, Stephan Tepser, Leopold Ferdinand Christian ve Wenzel Thomas’dır. Saray dışında ise Salzburg’da bir orkestrada çalan Thomas Gschlatt’dır. 

 XIX. yüzyıla gelindiğinde ise Carl Traugott Queisser ve Friederich August Belcke isimleri ön plana çıkmaktadır. Wisconsin-Platteville üniversitesinde trombon hocalığı yapan Profesör Michael Lewis bu iki sanatçıyla ilgili görüşlerini “XIX. yüzyılda trombonun popülerlik kazanmasında doğrudan etkili olan iki isim” şeklinde bildirir. Robert Reifsnyder, Queisser ve Belke’nin o dönemin en önemli solistleri olduğunu kabul etse de Franz Rex, Moritz Nabich, August Bruns, ve Robert Müller isimlerini de daha az tanınanlar olarak listeye ekler.

 XIX. yüzyılın başında birden fazla akımı oluşturabilecek kadar yeterli sayıda solo trombon eseri ortaya çıkmaya başlamıştır. 1815 yılında Friedrich August Belcke, Leipzig Gewandhaus orkestrasıyla iki kere solist olarak konser vermiştir. Bu onun otuz yıl sürecek trombon solistliği kariyerinin başlangıcı olmuştur. Belcke’ye kısa zamanda Carl Traugott Queisser ve Moritz Nabich gibi diğerleri de katılmıştır. Felippe Cioffi olağanüstü solo kariyerine New York’ta başlamış, daha sonra New Orleans’a, oradan da Londra’ya taşınmıştır. Antoine Dieppo ise Paris’te hem solist, hem de konservatuvarda öğretim görevlisi olarak tanınmaktadır.

            Bu müzisyenler, sanatsal müzik ile eğlence müziğinin henüz kesin çizgilerle ayrılmadığı bir dönemde kariyerlerine başlamışlardır. Bu iki müzik çeşidi ayrı kategorilerde baş gösterdiği zaman, trombon soloları sanatsal müzikte çok tutulmazken, popüler orkestra akımında sıkça yer almıştır. Serafin Alschausky, Friedrick Innes, Arthur Pryor, Tommy Dorsey, ve J.J. Johnson gibi isimlerin anılması, Belcke’nin çıkışından beri iyi tanınmış trombon icracılarının hiç bir dönemde eksik olmadığını anlatmaya yeter.

 XX. yüzyılın başlarında ABD’de seçkin trombon icracıları ortaya çıkmaya başlamıştır. John Philip Sousa, Edwin Franko Goldman gibi gezici konser orkestraları sayesinde çok sayıda başarılı üflemeli sazlar solisti öne çıktmıştır. Bunların arasında hiç şüphesiz en ünlüsü Arthur Pryor’dur. 1870’de Missouri’de doğan Pryor yerel bir orkestrada şeflik yapan babasından dersler almasına rağmen aslında kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçıdır. Babası onu orkestrada çeşitli nedenlerle sahne alamayan sanatçıların yerine görevlendirerek çok genç yaşta çok sayıda enstrümanda uzmanlaşmasını sağlamıştır. 1885’te trombon çalmasını öğrenen Pryor 1892’de trombon solisti olarak Sousa’nın orkestrasına davet edilmiş ve burada eşsiz yeteneği ile hem diğer orkestra elemanlarını hem de dinleyicileri etkilemiştir. Hem Sousa hem de Pryor 1903 yılında kurduğu kendi orkestrasında üç yüzün üzerinde eser bestelemiştir. Bu bestelerden Blue Bells Of Scotland, Thoughts of Love, Annie Laurie ve Fantastic Polka gibi birçoğu günümüzde de yorumlanmaktadır. Bu dönemde çok sayıda trombon solisti turnelerde konser vermiş olmalarına rağmen Pryor’un gölgesinde kalmışlardır.

 O dönemde Arthur Pryor’ınkine benzer bir başarı sağlayabilen Simone Mantia olmuştur. İlk başlarda efonyum sanatçısı olarak tanınan Mantia, Sousa ve Pryor orkestralarında solist olarak başarı kazanmıştır ve çok sayıda trombon ve efonyum eseri bestelemiştir. Bunlardan en bilineni Believe Me If All Those Endearing Young Charms isimli bestedir.

            XXI. yüzyılın ikinci yarısından sonra Armin Rosin, Michel Becquet, Branimir Slokar, Alain Trudel ve Jacques Mauger gibi virtüözlerin yanı sıra son yirmi yıl, sadece klasik trombon solistliği yapan ve senede yüzden fazla konser veren Christian Lindberg’e de tanıklık etmiştir. Altmışın üzerinde albüm çalışması bulunan Christian Linberg son dönemlerde besteci kişiliğiyle de ön plana çıkmaktadır. Öyle ki, Chicago Senfoni Orkestrası, İskoç Oda Orkestrası gibi önemli orkestralar ondan beste siparişinde bulunmuşlardır. Lindberg ayrıca orkestra şefi olarak da kariyerini sürdürmektedir. Yönettiği orkestralar arasında Northern Sinfonia, Jena Filarmoni Orkestrası, Helsinki Filarmoni Orkestrası, İzlanda Senfoni Orkestrası, Sao Paulo Senfoni Orkestrası ve İsveç Oda Orkestrası gibi orkestralar bulunmaktadır. Lindberg aynı zamanda 2004-05 sezonunun başından beri İsveç Nefesli  Sazlar Topluluğu ve Sundsvall Nordic Oda Orkestrası’ nın daimi orkestra şefliğini yapmaktadır.

 Günümüzün diğer bir önemli trombon virtüözü de New York Filarmoni Orkestrasında birinci tromboncu olarak görev yapan Joseph Alessi’dir. Orkestracı kimliğinin yanı sıra birçok solo konser ve albüm çalışmaları yapan Alessi, çağımızın en önemli trombon solistlerindendir. Alessi dışında Denis Wick, Ralph Sauer, Mark Lawrence, Ronald Barron ve Robert Marsteller gibi çok sayıda orkestra trombon icracıları da solo çalışmalar yapmaktadır.

Ana Sayfa Trombon Tarihi - I Trombon Tarihi - II Trombon Tarihi - III

Tasarım & Hosting : medabicA